misafir yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
misafir yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mar 2016

KENDİNİ MİSAFİR ZANNEDEN YAZARIMIZ ZELİHA'NIN KALEMİNDEN


                              İNSANLIK GRUBU KAN ARANIYOR!!!
  
                        İnce bir sızı düştü önce sol yanıma belli belirsiz...
                       
                        Merhamet dedim; nabzım atmaya başladı birden,
                        
                       Vicdan dedim; düzenli bir ritim tutturdu kalbim,
                       
                       İnsanlık dedim; kaburgalarımı kırarcasına çırpındı yüreğim
                       
                       Zira insanlık ince bir çizgi, zaman ise acımasız bir silgiydi...
                        
                       Durdum düşündüm birden ne oluyordu?
                       
                       Kan ağlıyordu insanlığımız biz durmadan penisilin vuruyorduk,
                       
                       Pıhtılaşmamıştı kan ama hemencecik uyuşmuştu vicdan..
   
        İkinci bir karantinadan sonra birikmiş gözyaşlarıyla sterilize edilen hayaller sterilizasyonu yakalamıştı yakalamasına ama birçok işlevini yitirmişti çoktan, merhamet ise ameliyat masasında kalmıştı geçen. "vedalar sessiz olur" derdi şair, uzun bir süre komada kaldıktan sonra terk etmişti bizi hoşgörü doğrusu sessiz sedasız.. Sevgi yaşadığı beyin travmasından ötürü kalp hastanesinden beyin hastanesine nakledileli bir nöbet süresi geçmişti henüz.. Tanınamaz halde olsa da insanlık en sonunda yüreğinden tanımıştık da çıkarıvermiştik Morgdan. az kalmıştı kadavra etiketiyle etiketlenmesine neyse ki Son anda yetişmiştik de izin vermemiştik sosyal mesajlara meze olmasına.. Eee bunca zaman olmazsa hiç Ziyaretçisi olacağı buydu tabi.. Sağolsun temizce yıkamış hazırlamış gassallar çok uğraşmadan kimsesizler mezarına gömdük dün gece, kardeşliğin yanına ne bir soluk ne bir ses kuşkusuz öyle umacağından...narkozun etkisi geçtikçe acıyordu iyiliğin en insan yerleri..

MİSAFİR YAZARIMIZ NAYEHOVA'NIN KALEMİNDEN

    5 e bayılırmış 4 ten nefret edermiş. Yemekten haz almazmış uykuya mahkummuş. Kahveye taparmış lakin Türk kahvesine menengice sevgisi, dibeğe samimiliği, sütlü kahveye ise saygısı varmış. Çok severmiş çok sevilirmiş. Az ağlar çok gülermiş. Uzattığı eli yorulunca yavaş yavaş bırakırmış. Üzmek istemezmiş ama üzmüş. Sarılmayı kutsar öpmeyi promosyon yapar imiş. Anlayan olur mu diye düşünür sonra düşünmekten de yorulurmuş. Sevginin harikuladeliğine saygının sonsuzluğuna bağlıymış. Yalnızlıktan nefret edip kalabalıktan hoşlanmazmış. Kararsızlığı sevmezmiş ama hep dibinde bitirmiş. Onu unutana kızar, kendisi de ocağa koyduğu her şeyi unutur imiş. Yüreği geniş imiş lakin gören yokmuş. Zamanın kıymetini de bilirmiş hayatın son bulacağını da. Suya bayılırmış kitaplara aşık. Toprağın ve taşın enerjisine inanıp yanından ayırmazmış. Ağladığı da toprağa otursa geçermiş. İnce düşünüp ince davranmayı biliyormuş.  Birilerini mutluluktan ağlatırken, birilerini üzüntüden ağlatırmış. Hislerle hareket edip mantığını defedemiyormuş. Kovarmış lakin et kemik olmuşlarmış, geç anlamış. Kuşun kanat çırpışı kadar çabuk duygu değişikliğine girermiş. Deliymiş doluymuş ağırbaşlı imiş geveze imiş. Az konuşurmuş kendisine göre. Dobraymış lakin her şeyi içine atarmış. En güzel pilav yaparmış salata yapmaktan bulaşık yıkamaktan haz almazmış. Ara tatları sevmezmiş, haşlanmış şeyleri de. Sarımsak, soğan, susam, çörek otu düşmanıymış.  Hem çok nazlı hem de olgun imiş. Tam da kahve gibiymiş bir fincana 1 kaşık koyarsan kıvamında oluyormuş 2 kaşık koyarsan koyu tadından içilmezmiş. Yarım kaşıklık hiç olamıyormuş galiba. Hiç mi hiç tutturamamış kıvamını veya haksızlık ediyormuş kendine. Çok zormuş bunu da en iyi o bilirmiş. Bilip bilip ayni dereden su içermiş. Öğüt almaz kendi yağıyla kavrulurmuş. Yaptığı bazı şeyler de çok hora geçer imiş. Allah in gaip eylemeyeceğini de çok inanır imiş. Her şey güzel olacak imiş hem de tez vakitte. Tez vakitlerin tez olması dileğiyle imiş...

Kime kin ettin- Avaz Ensemble


Şeker Portakalı-  Marco Bernstein (yönt.)
     MİSAFİR YAZARIMIZ FURKAN' IN KALEMİNDEN 
Her gün yeni bir adım atacaksın hayatıma,
İlk gün “Hoş geldiğin” gibi
Her gün bir adım daha hoş geleceksin dünyama.
Her adımında hoş karşılayacağım seni…

Bazen karşılamanı izleyeceğim,
Duygularını hissedeceğim,
Bazen kontrolümü yitireceğim,
Ama bunları sana fark ettirmeyeceğim!

Olası sayısız kombinasyonu,
Akıl odalarımın birinde çocukluğunu,
Diğerinde coşkunu,
En çokta hissetmeye aç olduğun arzuyu!

Hoş geldiğin her gün sana,
Bir hediye bırakacağım avcuna.
Bazen usulca, bazen hunharca.
Ama en çok, izleyeceğim seni tam karşında!

Olur da bir gün karşılayamazsam,
Uslu bir kız gibi bekle beni.
Elbet hoş karşılayacağım,
Aynı heyecanla seni ve sana ait olan tüm hücrelerini!

14 Şub 2016

VARSA BİR LEĞEN SEVGİNİZİ ALIRIM- Misafir yazarımız Zeliha'nın kaleminden

         Dikkat ben ne bir filolog ne de bir toplum bilimciyim, yaşam koçu hiç değilim. Ben sevgiye tozlu kapaklarda rastlayan, hayatındaki tüm boşlukları sevgiyle doldurmaya çalışan basit bir insanım sadece.. Sevgiyi anlatabilmek için sevgiye malik olmak gerek evvela, bu sebepledir ki kucak kucak sevgi biriktirdim yüreğimde... Öyle paldır küldür anlatılmaz sevgi usul usul, nağme nağme işlenir yüreklere. Sessizdir sevgi çoğu zaman da dilsiz, anlayabilmek için pürdikkat dinlemek gerekir kalplerin ritmini. Kuşların çağrısıdır sevgi, yağmurun şarkısı, bulutların dansıdır... Çoğu zaman dilsizken sevgi kimi zaman sayfalar dolusudur, kimi zaman her şeyken, kimi zaman hiçbir şeydir. Kim ne derse desin sevgi kişinin öğrenebildiği kadardır. Öyle diyor Ruh bilimciler. Türkçe doğan çocuklar Fransızca ağlayabilirmiş bittabi Fransızca hitap ediliyorsa eğer. yani demem o ki sevgi nedir sorularına sevgi içimizde diyebilmek için avuç avuç sevgi yutmak gerek önce, sağanak sağanak sevgi yağmuruna maruz kalmak..."Hadi birlikte tekrar edelim çocuklar Sevgi 5 harf 2 hece sevmek fiil kökünden gelir "cümlesinden başka hiçbir şey diyemeyeceğimiz, belki de daha acısı bu soruyla karşılamak durumunda olacağımız günler ha geldi ha gelecek, kapıda sabırsızca zili çalmakta... Peki sorarım size bunca yıllık yaşantımızda neden öğrenemedik şu 5 harfin fiilini? Hep pratikte kaldık? Oysa kelimenin kökü bile fiiliydi.
     - Kimdi sorumlusu?
     - Sistem!
        Evet evet sistem, suçlu oydu. Hadi kalplerimizi sorgulamadan evvel ona yükleyelim bütün kabahati. Zira o değil miydi ki bugün ingilizce bilgimizin "How are you?  -Fine thanks and you? " diyaloğundan öteye gidememesine sebep olan?  Yaptı yine yapacağını! Madem sistemdi bu 5 harfi uygulamamıza engel olan, değiştiriverelim literatürü! Şaka şaka kelimenin harfleri TDK sayfalarını süsleyedursun biz yarınlara hazırlayalım yüreklerimizi. O kadar çok sevgi biriksin ki kalplerimizde dışa vursun kendini, içimizden dolup taşan bayram sevinçleri. O kadar çok yer edinsin ki bu 5 harf içimizde, kardelenleri bahane bilip daha gelmeden bahar, terk etsin içimizi, içimize sığmayan bahar kelebekleri...
   Dipnot: Sevgililer Gününe ithafen yazılmıştır.

ÜLKEM - Misafir kalemimiz Ferhat Ertek

Burnumda asfalttan yayılan katran kokusu
Şehrin en üşüten sokağında yürüyorum
Yanımdan onlarca yüz geçiyor
Kimse bakmıyor kimsenin gözlerine
İnsanlar yalnız
Sokak yalnız
Şehir yalnız
Ben yalnız
Aklımda 'O'
'O' uzaktan görüyor
Ben yürüyorum

Kaybedilmiş bir savaşın boşalım yürüyüşünü yapıyorum
Kaldırımlar mağlubiyetime kızgın
Attığım her adımda suratıma tükürüyorlar
Utanıyorum
Aklımda 'O'
'O' karşıdan geliyor
Konuşmak istiyor, gülümsüyor
Ben görmüyorum
Geçip gidiyorum

Yağmur yağsa yere değmeyecek hiç bir damlası
Şehri ters kaldırıp sallaya sallaya buraya  dökmüşler
Öyle bir kalabalık
Ardından devrim şarkıları
Ardından sevinç çığlıkları
Ardından zafer zılgıtları
Aklımda 'O'
O solumdan geçiyor
Göğsümün altından gözlerime bakıyor
Konuşmak istiyor, onu sürükleyen kalabalık izin vermiyor
Ve sonra
Kulak zarlarımı patlatan bir ses
Ve bir ses daha
Korkunun içinde mahsur kalıyoruz
Kaçmak geliyor sadece elimizden
Ve taşınan yaralılara yol vermek
Kan içinde kalmış bedenler
Kopmuş bacaklar
Ölüler

Mekana tereddütle giriyorum
Bilmediğim insanlar varmış
Hepsi çok okuyan, çok izleyen, çok dinleyen
Girer girmez burnuma yemek kokuları geliyor
Sigara kokusundan iyidir deyip dip bir masaya geçiyorum
Kalbimde 'O'
'O' karşı masada
Göz göze geliyoruz
Konuşacak gibi oluyoruz ama konuşmuyoruz
Bir daha bakıp ölüyoruz ikimiz de


14 Oca 2016

TATLI GEZİ ~ MİSAFİR YAZARIMIZ MURAT 'IN KALEMİNDEN

Bir ses duyar gibi oldum... Evet evet gittikçe yaklaşan bir ses. Galiba geldi bir aydır yolunu gözlüyorduk. Sonunda yine bol şireli tatlısını yiyebileceğiz. Ama hiç param da yok, üstelik saat sabahın 7'si ve 6 yaşında bir çocuk bu saatte sokağa çıkmamalı. Öf ama canım da çok çekiyor. Üstelik bu adamın tatlısı diğerlerinin tatlısından daha iyi... Alelacele bir plan yaptım sonrasında da babamın cebinden bozuk para alıp, ayakkabılarımı da elime alarak evden çıktım. Sokakta beni bekleyen bir arkadaşımda vardı. Birlikte tatlımızı büyük bir iştahla yedik. Sonra arkadaşım Memo'nun aklına bir fikir geldi.
-Ben çok güzel yerler biliyorum istersen oraları sana gezdirebilirim demesiyle hemen yola koyulduk. Yürürken aklıma ya annemler uyanıp beni görmezse kızarlar mi düşüncesi geliyordu. Ama Memo'nun güzel sohbeti ile yola devam ediyordum. Yürüdük yürüdük sonunda Memo ile hevsel bahçelerini, on gözlü köprüyü kuşbakışı gören bir yere oturduk. Ben biraz tırsmaya başlamıştım evimden epeyce uzaktaydım. Sonra Memo içim rahatlasın diye bir Diyarbakır manisi söyleyerek, daha seni nerelere götüreceğim dedi. Ordan kalkıp, küçük bacaklarımızla, keçi burcuna nefes nefese tırmanmaya başladık. 6 yıllık hayatımda gördüğüm en güzel yerdi. Kendimi o anda hikaye kahramanları gibi hissederek, sevinçten avuçlarımı sıkıyordum. Heyecanımı fark eden Memo bekle daha seni nerelere götüreceğim diye daha da heyecanlanmama sebebiyet vermişti. Bir süre daha orada oturduktan sonra, Memo kalk hadi başka bir yere gideceğiz dedi. Ama saat 11 olmuştu. Ve ailem merak edebilirdi artık beni. Memo gideceğimiz yerin çok güzel bir yer olduğunu söyleyerek aklımı çelmeyi yine başarmıştı. Biz yine yürüdük yürüdük ve gittikçe su sesinin daha da arttığının farkına vardım. Memo bu ne dememe kalmadan, on gözlü köprünün üzerinde dicle nehrini gördüm. Bu manzara da hayatımda gördüğüm en güzel şeydi. Taş köprünün üzerinde oturduk. Ve bir süre sonra uyuya kalmışız. Uyandığımızda saat epeyce geç olmuştu. İkimizin suratında da saçma sapan bir gülümseme hakimdi. Sende benim gördüğüm rüyayı mi gördün demesiyle ben rüya mi anlatmaya başlamıştım...

SAHİ KİMDİ ÜMİT? ~ MİSAFİR YAZARIMIZ ZELİHA'NIN KALEMİNDEN

Ve ümit gelir geçer penceremden sessizce
Derken kirpiklerin gelir aklıma ,gözlerini kucaklamış her biri
Buruk bir gülümseme iliştiriverir dudakların yüzüne
Oysa çok şey biriktirmiştir kocaman yüreğin ,küçücük bedeninde

Derken buğulanmış gözlerin gelir geçer içimden sessizce
Sonra bir damla yaş süzülüverir yanaklarından usulca
Ve eşlik eder kendisi gibi binlercesine
Ümit diyorum;
Sahi kimdi ümit? Neydi ümit?
Çatlak bir yumurta mı ,yoksa çürük bir elma mı?
Yok yok sende renk bulurdu ümit ,sende anlam kazanırdı ,en çok sana yakışırdı..
Sakın onu yitirme olur mu çocuk?
Şimdi telafisi var mıdır bilmem;
Boş mermi kovanlarından kuleler yapmanın
Kocaman yüreğinde yeşerttiğin ümitlerin ardından el sallamanın
Silahlarla gece gündüz demeden saklambaç oynamanın

Ama olsun sen yine de gül çocuk,saklambaç oynamanın verdiği mutluluk da az değil hani
Hangi arkadaşın bu kadar oynadı seninle?
Her gün biri yok oluveriyordu ortalıktan.
Sıkılmaya başlamıştın hiç çıkmıyorlardı saklandıkları yerden .
Hem sahici bir tank gördün fena mı?
Bu yaşında aile reisi oldun üstelik unutma!
Sarı kazağına en çok kırmızıyı yakıştırdıklarından hediye ettiler o kanı yüreğine inkar etme!
Ama sen yine de ilerde bunları kimseye anlatma olur mu?

Telafisi var mıdır bilmem ama;
Bilirim zaman alışmışlıkların ilacıdır.
Biraz daha sabret çocuk ,
Biliyorum yetişmen gereken bir ölüm var önünde ama ;
Zaman diyorum biraz daha zaman geçsin hele
Olmazsa siper ediveririz gülümsemeni öfkeye
Sahi çocuk! Kurşun geçirir miydi gülümsemelerin?

16 Ara 2015

YALNIZLIK VE DEĞERLERİMİZ ~ MİSAFİR KALEM 1MİMAR

   Kutsallaştırdığımız değerler yadsınamaz bir gerçek. Bu değerler bazı zamanlar bizi aldatabiliyor. Hayal kırıklıklarımızla bir yerlere tutunmaya çalışırız. Ancak dokunamadığımız bu pek kıymetli ve hayatımızın bir parçası haline getirdiğimiz değer yargılarımızı zamanla unutacak kadar da cüretkar bir konuma geliriz .
  Unutuyor muyuz ? Yoksa gerçekten unutmak istediğimiz için mi yapmış olduğumuz bir davranış? Bu nokta da mükemmeli oynamanın ne kadar anlamsız olduğunu söylemek oldukça yersiz en basit deyimiyle... Erdemli davranışlar her zaman takdir mi edilmelidir? Gerçekten, gerçek mümkün müydü?  .."dişlerinin arasında bir silahın namlusu varsa yalnızca sesli harfleri söyleyebilirsin ?"...
  Yalan söylerken mutlu olan insanları da anlamamız gerek . Olmak istedikleri, olamadıkları kişileri anlatıp dururlar . Yalanı artık normalleştirip söylediklerine kendisinden başka herkesi inandırırlar . Yalanı belli ki artık temel ihtiyaç haline getirip bundan bir an olsun vazgeçmeyenler aslında beğenilme arzularını, tüm çabalarındaki temel zihniyetlerini oluşturuyor. Tuttuğu takım, kıyafetleri, okuduğu okul, arabası, saçları, köpeği, kullandığı markalar  ve takıldığı mekanlar... Ve bu dünyanın en gereksiz zıvırtılarını ,anlık beğenilme hazzına değişiverirler... Yani iyi biri olsaydık bir gün biz de şirinleri görürdük .Ne demiştik yaşamak şakaya gelmez, öyle ciddi ciddi yaşayacaktın... Ve bu kutsallaştırdığımız bir çok şeyin artık zamanla samimiyetine güvenmeyiz ,bırakıp gideriz arkamıza bakmadan .Bu aşamada düşüncelerimizin büyük kısmında tanıdığımız herkesin bizden habersiz bir şekilde bir yerlerde eğlenip mutlu olduğunu düşünürüz ki bu yalnızlığımızın belirtileridir ...
  Dürüstlük, erdem ,samimiyet, masumiyet , sadakat , eşitlik , özgürlük , adalet , gelenekler ; yani kısaca bizleri oluşturan onlarca değer yargılarımızı da ,bir gün bizi ele geçiren markalı eşyalarımız gibi terk edip daha da yalnızlaşabilir miydik ?..Oysa yaşamı sevmemize ramak kalmıştı ! ..

14 Ara 2015

MİSAFİR YAZARIMIZ 'MATEO' NUN KALEMİNDEN


Bazen tane tane konuşmak istiyor insan. Susa dinlene. Usulca…

Geçip giden zamandan mıdır bilinmez, içinde demirli binlerce gemiyle, yorgun yorgun göğü arşınlayan ebabilleriyle, ağırlaşıyor insan kendi kendine.

Bir miktar dinlenmek istiyor. Bir çayevine sığınmak, solgun bir ışık altında ahşap iskemlelerden birine -çayevinin köhne duvarına sırtını verip- oturmak, hiçbir şey sormadan bardakları dolduran bir çaycı ile ahbap olmak, dünyanın geri kalanını unutmak.

Tek derdinin bulmacada boş bıraktığı kareler olması insanın. Sonra, boş karelerin hiç dolmayacağını anlayıp bulmacanın kenarlarına bir şeyler çizmek. Tüm bunları yaparken çaycının ihtilal zamanlarından kalma radyosundan yıllanmış parçalar dinlemek. Bir an iştihaya gelip parçalara eşlik etmek:

Ne mektup geliyor ne haber senden
Söyle de bileyim bıktın mı benden
Her akşam güneşin battığı yerden
Gözlerin doğuyor gecelerime

Bazen tane tane konuşmak istiyor insan. Susa dinlene. Usulca… Bir bardak çayın sıcaklığında huzur bulmak, eski bir parça ile hüzünlenmek, sessizce ağlamak.

Bazen, bir hayalin peşinden gitmek istiyor insan, geride bıraktıklarını umursamayarak…